Vipassana…Pali dilinde içgörü, olduğu gibi görmek anlamlarına geliyor. Aynı
zamanda Gotama isimli Buda (aydınlanmış
kişi) tarafından 2500 yıl önce geliştirilmiş bir meditasyon tekniği. Tekniğin
dünyanın her yerinde öğrenilebilir hale gelmesinde S.N. Goenka isimli
öğretmenin katkıları çok büyük. Teknik bir çok ülkede, 10 günlük, ücretsiz,
yatılı kurslar halinde öğretiliyor. Kurs giderleri, kursu tamamlamış, diğer insanların da
kurslardan faydalanmasını dileyen eski öğrencilerin katkılarıyla sağlanıyor.
Kurs boyunca kurallara uymayı kabul eden herkes kurslara katılabiliyor.
Kurallardan bazıları, hiçbir canlıyı öldürmemek, çalmamak, hiçbir cinsel
aktivitede bulunmamak, yalan söylememek, toksik madde kullanmamak ve
konuşmamak..
Olduğu gibi göremiyormuyuz ki ? Ya da görsek n’olcak ? diye düşünenler
olabilir. Bunu gerçekten bilmenin tek yolu, kişinin bir kursa katılıp kendi
görmesi sanırım.. Mevlana bu konuda
şöyle diyor : “Her görünen, göründüğü
gibi olsaydı Peygamber o kadar keskin, o kadar aydın, o kadar aydınlatıcı
görüşüyle gene de "Herşey nasılsa
öyle göster bana" der miydi?”
Kurs kuralları, geçici süreliğine de olsa kişinin alışmış olduğu düzenin
dışına çıkmasına yardım ediyor. Alışılmıştan daha az yemek, uyumak ve konuşmak
bu on günlük yolculukta gereken desteği sağlıyor. Bir anlamda Nasreddin Hocanın
merkebe tersten binmesini andırıyor. Mutasavvıf İsmail Emre “Bu vücut da bir
merkep, bir binittir. Aklımız ve ahlâkımız bu merkebe binmiştir. Fakat
gideceğimiz yeri bilmediğimiz için, aklımızın yönü mâziye dönüktür. Geçtiğimiz
yerleri biliriz de, gideceğimiz yeri bilemeyiz. Nasreddin Hoca, güldürerek bunu
anlatmağa çalışıyor.” diyor.
Evet, kurs boyunca alıştığının dışında bir düzeni deneyimliyor insan ve
alışkanlıklarının aslında burnunun ucunda duran bazı gerçekleri görmesini
engelleyen perdelere dönüştüğünü fark ediyor. Performans sanatçısı Marina
Abramovitz, “değişmek için hoşunuza
gitmeyen şeyleri yapmalısınız” diyor. Değişmek için eşeğe ( bedene) bazen
tersten binmek gerekiyor sanırım.
4. gün öğretilen Vipassana meditasyonundan önce, üç gün boyunca dikkat nefes alış veriş
üzerinde tutularak gerekli konsantrasyon
geliştiriliyor. İnsanın ortalama dikkat süresinin 8 saniye, Japon balığının ise
9 saniye olduğu düşünüldüğünde bunun ne kadar da gerekli olduğu anlaşılıyor. Nefesin
çoğu kadim kültürde, başka gerçekliklere ve bilinç seviyelerine götüren bir
köprü görevi gördüğünden bahsedilir ve 3 gün boyunca nefesin izlenmesiyle nefesin adeta bizi bilmediğimiz diyarlara
taşıyan bir at görevi gördüğü fark ediliyor.
4. günden itibaren tüm bedendeki duyumlar izlenmeye başlanıyor. 3 gün
boyunca alışkanlıklardan uzak şekilde güçlendirilen konsantrasyonla dikkat
bedendeki duyumlar gözlemlenerek bedende
dolaştırılıyor. Opiate reseptörünün
kaşifi Candace Pert “bedeniniz bilinçaltı zihninizdir” diyor.
Bedendeki duyumlar izlenirken, insan kendi bilinçaltının derinliklerine, inanılmaz derecede uyanık bir
bilinçle dolaştığı hissine kapılıyor. Bilinç
adlı fenerle bilinçdışının karanlıklarında kalmış bölgeler bir bir
aydınlatılıyor, insan kendi bedenini
adeta bir arkeolog edasıyla kazarak katman katman keşfediyor.
Bu süreç tabiî ki çok kolay olmuyor, zaman zaman dayanılmaz gibi görünen
ağrılar ve duyumlar deneyimlenebiliyor. Bacağımdaki ağrıyı gözlemlerken kendimi
Orhan Baba’dan “ben zaten her acının
tiryakisi olmuşum”’u söylerken bulduğum, kesseler acımaz diye düşündüğüm
anlar olmadı değil J
Sabrın sonu gerçekten selametmiş, yeterince sabredilince ve duyumların sürekli
değişen doğası idrak edilince, başta dayanılmaz gibi görünen ağrıların bile
bedendeki geçici duyumlar olduğu fark ediliyor ve bununla birlikte mutsuzluğun
kaynağı olan “hoş olmayanı reddetme hoş
olanı şiddetle arzulama alışkanlığı” yerine belki de ilk defa yeni bir
tavır geliştiriyor insan. Geçiciliğin
(anicca) bilgeliğiyle mükemmel
dengeliliği koruma tavrı.
Mutsuzluğumuzun kaynağı da olanı reddedip, olmayanı arzulamak değil midir?
Aslında her şeyin her an mükemmel olduğu, ihtiyacımız olan her şeye zaten her
an sahip olduğumuz gerçeği’ni fark edememek değilmidir ızdırabın kaynağı. Ve bu gerçeği, hep şikayet ettiğimiz oyunun
kurallarını aslında bizim belirlediğimiz gerçeğini fark edememek dünyada
cehennemi yaşamak değil midir?
İşte vipassana değişime hazır olanlara bu gerçekleri entelektüel seviyenin
ötesinde deneyimsel seviyede idrak etme fırsatı sunuyor.
Buda’nın aydınlandığında söylediği gibi,
“Bütün varlıklar mutlu olsun”