25 Şubat 2013 Pazartesi

Vipassana yolculuğu

Vipassana…Pali dilinde içgörü, olduğu gibi görmek anlamlarına geliyor. Aynı zamanda  Gotama isimli Buda (aydınlanmış kişi) tarafından 2500 yıl önce geliştirilmiş bir meditasyon tekniği. Tekniğin dünyanın her yerinde öğrenilebilir hale gelmesinde S.N. Goenka isimli öğretmenin katkıları çok büyük. Teknik bir çok ülkede, 10 günlük,  ücretsiz,  yatılı kurslar halinde öğretiliyor. Kurs giderleri,  kursu tamamlamış, diğer insanların da kurslardan faydalanmasını dileyen eski öğrencilerin katkılarıyla sağlanıyor.

Kurs boyunca kurallara uymayı kabul eden herkes kurslara katılabiliyor. Kurallardan bazıları, hiçbir canlıyı öldürmemek, çalmamak, hiçbir cinsel aktivitede bulunmamak, yalan söylememek, toksik madde kullanmamak ve konuşmamak..

Olduğu gibi göremiyormuyuz ki ? Ya da görsek n’olcak ? diye düşünenler olabilir. Bunu gerçekten bilmenin tek yolu, kişinin bir kursa katılıp kendi görmesi sanırım.. Mevlana bu konuda şöyle diyor :  “Her görünen, göründüğü gibi olsaydı Peygamber o kadar keskin, o kadar aydın, o kadar aydınlatıcı görüşüyle gene de "Herşey nasılsa öyle göster bana" der miydi?”

Kurs kuralları, geçici süreliğine de olsa kişinin alışmış olduğu düzenin dışına çıkmasına yardım ediyor. Alışılmıştan daha az yemek, uyumak ve konuşmak bu on günlük yolculukta gereken desteği sağlıyor. Bir anlamda Nasreddin Hocanın merkebe tersten binmesini andırıyor. Mutasavvıf İsmail Emre  “Bu vücut da bir merkep, bir binittir. Aklımız ve ahlâkımız bu merkebe binmiştir. Fakat gideceğimiz yeri bilmediğimiz için, aklımızın yönü mâziye dönüktür. Geçtiğimiz yerleri biliriz de, gideceğimiz yeri bilemeyiz. Nasreddin Hoca, güldürerek bunu anlatmağa çalışıyor.”  diyor.

Evet, kurs boyunca alıştığının dışında bir düzeni deneyimliyor insan ve alışkanlıklarının aslında burnunun ucunda duran bazı gerçekleri görmesini engelleyen perdelere dönüştüğünü fark ediyor. Performans sanatçısı Marina Abramovitz, “değişmek için hoşunuza gitmeyen şeyleri yapmalısınız” diyor. Değişmek için eşeğe ( bedene) bazen tersten binmek gerekiyor sanırım.

4. gün öğretilen Vipassana meditasyonundan önce,  üç gün boyunca dikkat nefes alış veriş üzerinde  tutularak gerekli konsantrasyon geliştiriliyor. İnsanın ortalama dikkat süresinin 8 saniye, Japon balığının ise 9 saniye olduğu düşünüldüğünde bunun ne kadar da gerekli olduğu anlaşılıyor. Nefesin çoğu kadim kültürde, başka gerçekliklere ve bilinç seviyelerine götüren bir köprü görevi gördüğünden bahsedilir ve 3 gün boyunca nefesin izlenmesiyle nefesin adeta bizi bilmediğimiz diyarlara taşıyan bir at görevi gördüğü fark ediliyor.

4. günden itibaren tüm bedendeki duyumlar izlenmeye başlanıyor. 3 gün boyunca alışkanlıklardan uzak şekilde güçlendirilen konsantrasyonla dikkat bedendeki duyumlar gözlemlenerek  bedende dolaştırılıyor. Opiate  reseptörünün kaşifi Candace Pert  bedeniniz bilinçaltı zihninizdir” diyor.

Bedendeki duyumlar izlenirken, insan kendi bilinçaltının derinliklerine, inanılmaz derecede uyanık bir bilinçle dolaştığı hissine kapılıyor. Bilinç adlı fenerle bilinçdışının karanlıklarında kalmış bölgeler bir bir aydınlatılıyor,  insan kendi bedenini adeta bir arkeolog edasıyla kazarak katman katman keşfediyor.

Bu süreç tabiî ki çok kolay olmuyor, zaman zaman dayanılmaz gibi görünen ağrılar ve duyumlar deneyimlenebiliyor. Bacağımdaki ağrıyı gözlemlerken kendimi Orhan Baba’dan “ben zaten her acının tiryakisi olmuşum”’u söylerken bulduğum, kesseler acımaz diye düşündüğüm anlar olmadı değil J

Sabrın sonu gerçekten selametmiş,  yeterince sabredilince ve duyumların sürekli değişen doğası idrak edilince, başta dayanılmaz gibi görünen ağrıların bile bedendeki geçici duyumlar olduğu fark ediliyor ve bununla birlikte mutsuzluğun kaynağı olan “hoş olmayanı reddetme hoş olanı şiddetle arzulama alışkanlığı” yerine belki de ilk defa yeni bir tavır geliştiriyor insan. Geçiciliğin (anicca) bilgeliğiyle mükemmel dengeliliği koruma tavrı.

Mutsuzluğumuzun kaynağı da olanı reddedip, olmayanı arzulamak değil midir? Aslında her şeyin her an mükemmel olduğu, ihtiyacımız olan her şeye zaten her an sahip olduğumuz gerçeği’ni fark edememek değilmidir ızdırabın kaynağı. Ve  bu gerçeği, hep şikayet ettiğimiz oyunun kurallarını aslında bizim belirlediğimiz gerçeğini fark edememek dünyada cehennemi yaşamak değil midir?

İşte vipassana değişime hazır olanlara bu gerçekleri entelektüel seviyenin ötesinde deneyimsel seviyede idrak etme fırsatı sunuyor.

Buda’nın aydınlandığında söylediği gibi,

“Bütün varlıklar mutlu olsun”